İngilizce Deyimler- Alphabet D

23 Temmuz 2014 by admin | No Comments | Filed in İngilizce Deyimler

İngilizce deyimler-Deal in işiyle meşgul olmak ticaretini yapmak

Deal in: ……… işiyle meşgul olmak, ……… ticaretini yapmak
He will deal in cars in his new shop.
O, yeni dükkânında araba ticareti ile meşgul olacak.

Deal with:
1) …….. ile alış veriş etmek
2) Cezalandırmak
3) ilgilenmek, incelemek
4) Uğraşmak, çözmek
1- Theyve been dealing with each other for years.
Yıllardan beri birbirlerinden alış veriş ediyorlar.
2- Ill deal with you later.
Sizi sonra cezalandıracağım.
3- We are dealing with that subject for the time being.
Bu sırada bu konu ile ilgileniyoruz.
4- Deal with your own business!
Kendi işinle uğraş!

Depend on/upon:
1) Bağlı olmak, muhtaç olmak
2) Güvenmek, inanmak, birinden emin olmak
1- Your success depends on your study.
Başarınız çalışmanıza bağlı.
2- Can we depend on your words?
Sözünüze güvenebilir miyiz?

Die away: Gücünü yitirmek
The sound that was coming behind the wall died away.
Duvarın arkasından gelen ses gücünü yitirdi (zayıfladı).

Die down: Azalmak, yavaş yavaş kesilmek, hafifleyip kaybolmak
His anger will die down soon.
Onun, kızgınlığı kısa süre sonra yavaş yavaş geçecek.

Die for: Özlemini çekmek, çok istemek
Im dying for chocalate now.
Şu anda canım çok çikolata istiyor.

Die of: ……. den dolayı ölmek
She died of tuberculosis.
O, veremden öldü.

Die off: Ölüp gitmek
The leaves die off in autumn.
Sonbaharda yapraklar ölüp gider.

Die out: Sona ermek, modası geçmek, tükenmek, nesli kaybolmak, yavaş yavaş ortadan kalkmak
They are trying to save pandas from dying out.
Panda neslinin tükenmemesine çalışıyorlar.

Disagree with: Aynı görüşte olmamak, …… ile uyuşmamak
Even best friends sometimes disagree with each other.
En iyi arkadaşlar bile bazen birbirleriyle aynı görüşte olmazlar.

Do ones best: Elinden geleni yapmak
I am doing my best to get good grades.
iyi notlar almak için elimden geleni yapıyorum.

Do good: iyi gelmek, faydası olmak
I hope this medicine will do me good.
Bu ilâcın bana iyi geleceğini umarım.

Do over:
1) Yeniden dekore etmek
2) Baştan yapmak
1- I think the bathroom needs doing over.
Banyonun yeniden dekore edilmesi gerektiği kanısındayım.
2- I will do over my homework again because I spilled ink on the first one.
Birincisinin üzerine mürekkep döktüğümden ödevimi yeniden yapmam gerekiyor.

Do without: ……. sız yapmak, yokluğuna katlanmak
I cant do without chocolate.
Çikolatasız yapamam.

Draw back:
1) Geri çekilmek, geri çekmek, perde açmak
2) Vazgeçmek
1- The army drew back because of the cold.
Soğuk yüzünden ordu geri çekildi.
2- Her drawing back at the last moment was a shame.
Onun, son anda vazgeçişi ayıp oldu.

Draw on: Yaklaşmak
The little girl in the woods got afraid as the night drew on.
Ormandaki küçük kız, gece yaklaştıkça korkmaya başladı.

Draw up:
1) Durmak
2) Düzenlemek, yazmak
1- The truck drew up in the front of the factory.
Kamyon fabrikanın önünde durdu.
2- The lawyer hasnt drown up the agreement yet.
Avukat anlaşmayı henüz düzenlemedi.

Dream of: Hayal etmek
I often dream of travelling through space.
Uzayda yolculuk ettiğimi sık sık hayal ederim.

Dream about: Düşünmek
I always dream about you.
Hep sizi düşünüyorum.

Dress up: Şık giyinmek, özel giysiler giymek
Havent you dressed up for the masquerade yet?
Maskeli balo için hâlâ giyinmediniz mi?

Drink up: Dibine kadar içmek, içip bitirmek
I drink up a big glass of orange juice every day.
Her gün büyük bir bardak portakal suyu içiyorum.

Drive at: Demek istemek
I cant really understand what hes driving at.
Ne demek istediğini gerçekten anlayamıyorum.

Drive up to: Gelmek, yanaşmak
She drove up to the garage door.
O, garajın kapısına yanaştı.

Drop in: Habersiz ziyaret etmek, uğramak
Dont forget to drop in on me tonight.
Bu gece bana uğramayı unutmayın.

Drop off:
1) Uykuya dalmak
2) Azalmak
3) Taşıttan inmek
1- It is impossible to drop off in that noise.
Bu gürültüde uykuya dalmak imkânsız.
2- Im afraid that the sales are dropping off.
Korkarım ki satışlar azalıyor.
3- I am going to drop off here.
Ben burada ineceğim.

Drop out of: Ayrılmak, çıkmak, bırakmak
She dropped out of the race when she hurt her knee.
O, dizini incittikten sonra yarışı bıraktı.

Drop somebody a line: Mesaj bırakmak, bir iki satır yazmak
Drop me a line if you leave before me.
Benden önce ayrılırsanız bana bir mesaj bırakın.

Dry out: Kurutmak
I couldnt wear my blue socks because they didnt dry out.
Kurumadıkları için mavi çoraplarımı giyemedim.

Dry up: Kurumak, kurutmak, suyu çekilmek
The streets dried up soon after the rain.
Sokaklar yağmurdan hemen sonra kurudular.

Tags: ,

The Thief by Fyodor Dostoevsky

23 Temmuz 2014 by admin | No Comments | Filed in İngilizce Hikaye Roman

The Thief by Fyodor Dostoevsky

Tags:

Idioms / Deyimler (B)

22 Temmuz 2014 by admin | No Comments | Filed in İngilizce Deyimler

İngilizce deyimler-Back down: iddiasından vazgeçmek

Back down: iddiasından vazgeçmek
The public prosecutor has backed down.
Savcı iddiasından vazgeçti.

Back out: Dönmek, geri gitmek
He backed out of his promise.
O, verdiği sözden döndü.

Back up: Lehinde söylemek
I backed up him at the court.
Mahkemede onun lehine konuştum.

Ball out: Paraşütle atlamak
I am sure I cant ball out.
Eminim paraşütle atlayamam.

Bank up: Yığmak, yığılmak
He banked up tiles for his house.
O, evi için kiremit yığdı.

Be up to: Bağlı olmak
It is up to you to learn another language.
Diğer bir dil öğrenmek size bağlıdır.

Bear oneself well:
1) Vücudunu dik tutmak
2) Hal ve hareketi iyi olmak
1) Ballerians bear themselves well.
Balerinler bedenlerini dik tutarlar.
2) A good student bears always well.
Çalışkan bir öğrencinin hal ve hareketi daima iyi olur.

Beat back, beat off: Püskürtmek
Our army beated back the enemy.
Ordumuz düşmanı püskürttü.

Beat in: Kırıp geçmek
The bull beated in the grating.
Boğa parmaklığı kırıp geçti.

Bell the cat: Kimsenin yanaşamadığı tehlikeli bir işi üzerine almak
Our group climbed the mountain but our guide had to bell the cat twice.
Grubumuz dağa tırmandı, kılavuzumuz ise iki defa çok tehlikeli işleri üzerine almak zorunda kaldı.

Beyond doubt: Şüphe götürmez
Beyond doubt our team is the best.
Takımımızın en iyi olduğu şüphe götürmez.

Beyond words: Tarif edilmez
Her beauty is beyond words.
Onun, güzelliği tarif edilmez.

Bind over: Cezayı ertelemek
The judge binded over his fine.
Hakim onun cezasını erteledi.

Blow down: Devirmek, yere yatırmak
The wind blew down all the trees.
Rüzgâr bütün ağaçları devirdi.

Blow in: Uğramak
The circus blows in once a year to our town.
Sirk yılda bir defa kasabamıza uğruyor.

Blow off: Rüzgârdan uçmak
The roof of his home has blown off.
Evinin damı rüzgârdan uçtu.

Board out: Pansiyona vermek
We boarded out our house in Bodrum.
Bodrumdaki evimizi pansiyona verdik.

Board up: Tahta ile kapatmak
He boarded up the hole in the wall.
O, duvardaki deliği tahta ile kapattı.

Body and soul: Bütün varlığı ile
He helped our construction body and soul.
O, inşaatımıza bütün varlığı ile yardım etti.

Boil over: Kaynayıp taşmak
The milk has boiled over.
Süt kaynayıp taştı.

Boil up: Kaynayıp kabarmak
The milk has boiled up.
Süt kaynayıp kabardı.

The boot is on the other leg: Durum tam aksi
Dont try this solution the boot is on the other leg.
Bu çözümü hiç deneme, çünkü durum tam aksi.

Border on: Bitişik olmak
His house is bordering on ours.
Onun evi bizimkine bitişiktir.

Born tired: Doğuştan tembel ve uyuşuk
Some students are born tired.
Bazı öğrenciler doğuştan tembel ve uyuşuktur.

Bound away: Zıplayarak gitmek
Kangaroos bound away.
Kangurular zıplayarak giderler.

Bowl along: Hızla gitmek
Race cars bowl along.
Yarış arabaları hızlı gider.

Bowl out: Birini oyun dışı yapmak
During the game the referee bowled out our best man.
Oyun sırasında hakem en iyi adamımızı oyun dışı bıraktı.

Bowl over: Devirmek, düşürmek
The naughty boy has bowled over our vase.
Yaramaz çocuk vazomuzu devirdi (düşürdü).

Break down: Kırmak, bozmak, kırılmak, bozulmak
His car broke down on the road.
Onun arabası yolda bozuldu.

Bring into action: Harekete geçirmek
The engine brings into action the long train.
Lokomotif uzun treni harekete geçiriyor.

Bring forth: Doğurmak, meydana çıkarmak, mahsul vermek
Rain brings forth good crop.
Yağmur iyi mahsul verdirir.

Bring on: Neden olmak, sahneye koymak
Inattention brings on accidents.
Dikkatsizlik kazalara neden olur.

Bring up: ileri sürmek, büyütmek, yaklaştırmak
He brought prooves up against the criminal.
O, katil aleyhine deliller ileri sürdü.

[A] bull in a china shop:Patavatsız adam
At the meeting he acted like a bull in a china shop.
Toplantıda patavatsız bir adam gibi hareket etti.

Buoy up: Ümit vermek, cesaret vermek
The doctors buoy always up their patients.
Doktorlar her zaman hastalarına ümit verirler.

Burn out: Tamamen yanmak
His house was completly burned out.
Onun evi tamamen yanmıştı.

Burst with: Kendi kendini yemek
Waiting for your news, I was bursting with impatience.
Sizden haber beklerken, sabırsızlıktan içim içimi yiyordu.

Buy in: Stok etmek
When it is snowing people like to buy in bread.
Kar yağdığında halk, ekmek stok etmeyi sever.

Buy off: Para vererek kurtulmak
If a bagger bothers me, I buy him off.
Bir dilenci beni rahatsız ederse, para vererek ondan kurtulurum.

Buy out: Hissesini satın almak
I bought out my friends share.
Arkadaşımın hissesini satın aldım.

Buzz about: Öteye beriye telaşla gidip gelmek
Waiting for the birth of his child he was buzzing about in the
hospital.
O, çocuğunun doğumunu beklerken hastane içinde telaşla gidip geliyordu.

Tags: ,