Sponsorlu Baglantilar
Sponsorlu Baglantilar

İngilizce Test Çöz

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - esmus

Sayfa: [1] 2 3 ... 9
2
WORD ORDER IN AN ENGLISH SENTENCE
(İngilizce bir cümlede sözcük dizimi)

İngilizce sözcük dizimi, Türkçe sözcük diziminden farklıdır. Türkçe bir cümlede yüklem cümlenin sonunda yer alır ve özneyi de içinde barındırır.

Ben    İngilizce    Çalışırım.
Özne    Nesne    Yüklem
Subject    Object    Verb

cümlesini, "İngilizce çalışırım." biçiminde de ifade edebiliriz ve ikinci cümlede özneyi açık olarak göremediğimiz halde, öznenin 1. tekil şahıs olduğunu yüklemdeki -m takısından anlarız.Bu durum İngilizce için geçerli değildir. Yani İngilizce bir cümlede yüklem özneyi belli etmez.Bu yüzden, cümleye özne ile başlamak zorundayız. Formüle edilmiş olarak İngilizce cümle düzeni şöyledir:


Subject    + Verb    + Object
Özne    Yüklem    Nesne


İngilizcede bir sözcük dizisinin  cümle olabilmesi için bir öznesi (subject) ve yüklemi (predicate) olması gerekir. Cümlede yüklem yapılan eylemdir, özne ise bu eylemi yapandır. Fiile sorulacak "Kim yapar?" sorusunun cevabı öznedir.

Bir cümlenin öznesinde zamir ya da isim kullanılır.
The students eat. : Öğrenciler yer.
isim/özne     yüklem


Cümlede yüklemin ne(yi) yaptığı sorusuna cevap veren öğe nesnedir (object).

The students  eat apple. : Öğrenciler elma yer.
                           Nesne

İngilizcede bütün filler nesne almazlar. Nesne alan fiiller Geçişli Fiil (Transitive Verbs), Nesne almayan fiillere Geçişsiz Fiil (Intransitive Verbs) denir.. (Bu konu daha sonra açıklanacaktır.)

Cümlede isimlerözne ve nesne olarak kullanıldığında, ikinci kez tekrarlanmamak için zamirlerle (pronouns) yer değiştirirler. Zamir, isim yerine kullanılan sözcüklere denir.. The students yerine thay (onlar), meat ismi yerine de it (o,onu) zamirleri kullanılabilir. Zamirlerin öznel (subjective) ve nesnel (objective) durumları vardır.

They    eat    it. (Onlar onu yerler.)
Özne    Yüklem    Nesne
Zamir    
-
   Zamir

Cümlede fiili niteleyen, yani fiilin nasıl, nerede, ne zaman yapıldığını gösteren sözcüklere zarf (adverb) denir. Zarflar eğer cümlede nesne varsa nesneden sonra, eğer nesne yoksa yüklemden sonra gelir.

The Students    eat    meat    hungrily    at school    on Sundays.
1    2    3    4    5    6

Bir cümlede bütün bu öğelerin bulunması gerekli değildir, ama bulundukları zaman dizimi bu şekildedir.

1. Özne
2. Yüklem
3. Nesne
4. Hal Zarfı
5. Yer Zarfı
6. Zaman



The Students    eat    meat    hungrily    at school    on Sundays.
1- Subject    2- Verb    3- Object    4- Adverb    5- Place    6- Time

3
Worksheets / İngilizce Alıştırma - Worksheet Arşivi
« : 29 Kasım 2011, 14:33:38 »
İngilizce Alıştırma - Worksheet Arşivi



Worksheet Arşivi

Aklınıza gelebilecek her konuyla ilgili worksheet. 60 Konu 178 Sayfa Worksheet İlköğretim ve Lise için Uygun..

File Type: Pdf
File Size: 743 KB

Download İçin :
http://hotfile.com/dl/127604367/d7bcd15/worksheets.rar.html

Veya:
http://uploading.com/files/2a15m6a2/worksheets.rar/

Veya:
 
Small | Large

Veya:
Tıklayın ...

4
2011 7. Sınıf SBS Soru ve Cevapları, 7. Sınıf SBS Soruları ve Cevap Anahtarı: 7. sınıfların 5 Haziran 2011'de girdiği "Seviye Belirleme Sınavı" soru kitapçığı yayınlandı. İndirmek için aşağıdaki linki kullanabilirsiniz.

http://www.meb.gov.tr/duyurular/duyurular2011/EGITEK/SBS2011/sbs2011_7a.pdf



Milli Eğitim Bakanlığı 2011 Seviye Belirleme Sınavı (SBS) 7. Sınıf Soruları ve Cevapları yayımlandı.

5
Online Gramer Video ve Sunu / Ynt: En güzel ingilizce siteler
« : 09 Aralık 2010, 12:55:19 »

6
   
2010-2011 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI ÖĞRETMEN KİTAPLARI İLE BİRLİKTE VERİLECEK DİNLEME SES CD' LERİ
   
       
  TÜRKÇE[/t][/t]
 
ÖZEL SEKTÖR YAYINI
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
BAKANLIK YAYINI
 
 
 
 
 
 
 
 
 
İNGİLİZCE
 
İLKÖĞRETİM ÖZEL SEKTÖR YAYINI
 
 
 
 
 
 
 
 
 
İLKÖĞRETİM BAKANLIK YAYINI
 
 
 
 
 
 
 
ORTAÖĞRETİM ÖZEL SEKTÖR YAYINI
 
 
 
ORTAÖĞRETİM BAKANLIK YAYINI
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
BAKANLIK YAYINI ALMANCA
 
 
 
 
 
 
BAKANLIK YAYINI FRANSIZCA
 
 
 
 
 
 
ARAPÇA
 
ÖZEL SEKTÖR YAYINI
 
 
 
BAKANLIK YAYINI
 
 
 
 
 
 
[/td][/tr][/table]

7


İngilizce Proje Performans Ödevleri, Konuları

8. sınıf proje

1.   İçinde bulmaca, şarkı sözleri, diyaloglar, fıkra, şiir, güzel sözler, spor ve yabancı gazetelerden alınmış haberlerin yer aldığı bir dergi hazırlayabilirsiniz.
2.   Kendi yazdığınız bir günlük hazırlayın(En az 30 gün olmalı).Günlüğünüzü yazarken geçmiş zaman kalıbını kullanabilirsiniz. Günlüğünüzü çeşitli fotoğraf, resim ve karikatürlerle süsleyebilirsiniz.
3.   Atatürk’ün hayatını ve ilkelerini anlatan bir dergi hazırlama.
4.   İngilizce dersinde öğrenilen herhangi bir konu ile ilgili açıklayıcı bir power point sunusu hazırlama.
5.   Amasya’nın tarihi ve turistik yerlerini tanıtan bir dergi hazırlama.
6.   Sınıf yıllığı hazırlama. Sınıftaki arkadaşlarınızı tasvir edere onlar hakkında bilgiler veriniz. Ayrıca birer resimlerini de ekleyebilirsiniz.
7.   Restaurantta, kitapçıda, havaalanında, alışverişte vb. yerlerde geçen diyaloglar hazırlama ve bunları sınıfta drama şeklinde sunma. Sunarken diyaloglar ezberlenmiş olmalıdır.
8.   Herhangi bir ürün belirleyerek ve ya kendiniz icat ederek geniş bir şekilde reklamını yapınız ve özelliklerini tanıtınız. Afiş çalışması yapınız.
9.   İngilizce bir hikâye okuyarak özetini çıkarma ve anladıklarını resimleme.
10.Bir resim bularak, bu resim ile ilgili bir hikâye yazma. Hikâyeyi yazarken görsel
      öğelerden yararlanınız. Hikâyenin özgün (size ait) olması gerektiğini unutmayınız.
11. İngilizce bir skeç (kısa oyun) hazırlayarak sınıfta sergileyebilirsiniz.
12. İngilizce birkaç şarkı seçip koro hazırlayabilir ve bu aktiviteyi sınıfta sergileyebilirsiniz.
       Koronuza dans vb. animasyonlar da ekleyebilirsiniz.


7. sınıf proje

1.   İçinde bulmaca, şarkı sözleri, diyaloglar, fıkra, şiir, güzel sözler, spor ve yabancı gazetelerden alınmış haberlerin yer aldığı bir dergi hazırlamak
2.   “Comparative” konusunu anlatan detaylı bir power point sunusu hazırlama.
3.   Geçmişte yaşamış ve tanınmış herhangi bir kişiyi seçerek geniş bir şekilde tanıtma. Kişiliği, fiziksel özellikleri, hobileri, ailesi vb….
4.   Ünitelerde gördüğümüz kelimeleri kapsayan ayrıntılı ve resimli bir sözlük hazırlama. Her kelime cümle içerisinde kullanılarak örneklendirilecektir.
5.   Irregular verbs( düzensiz filler) anlatan kapsamlı bir afiş hazırlama. Sunu olarak da hazırlanabilir.
6.   Kendi yazdığınız bir günlük hazırlayın(En az 30 gün olmalı).Günlüğünüzü yazarken geçmiş zaman kalıbını kullanabilirsiniz. Günlüğünüzü çeşitli fotoğraf, resim ve karikatürlerle süsleyebilirsiniz.
7.   Restaurantta, kitapçıda, havaalanında, alışverişte vb. yerlerde geçen diyaloglar hazırlama ve bunları sınıfta drama şeklinde sunma. Sunarken diyaloglar ezberlenmiş olmalıdır.
8.   Gelecek zaman (Future tense) yapısını kullanarak gelecek ile ilgili planlarınızı anlatan bir kompozisyon hazırlama. Hazırlamış olduğunuz kompozisyonu resimlerle de destekleyiniz.
9.   Türkiye’de herhangi bir tarihi ve ya turistik yer seçerek ayrıntılı bir şekilde resimler de kullanarak tanıtma.
10.   Bir bilgisayar maketi hazırlayarak parçaların İngilizce anlamlarını üzerinde gösteriniz.
11.   Kendi kurduğunuz bir televizyon kanalının TV rehberini (TV guide) hazırlayınız. Program akışında belirttiğiniz belgesel, dizi, film, talk show , news, cartoons vb… programlarının resimlerini de ekleyerek kısaca açıklamasını yapınız. Hazırladığınız TV rehberi dergi şeklinde olabilir.
12.   Hayvanları tanıtan bir afiş hazırlama. Ya da bir çiftlik maketi hazırlayarak içerisine de hazırladığınız hayvan maketlerini yerleştirebilirsiniz. Yabancı dildeki karşılıklarını da eklemeyi unutmayınız.
13.   Bir resim bularak bu resim ile ilgili bir hikâye yazmak. Hikâyeyi yazarken “Simple past tense” ( geçmiş zaman) yapısı kullanılacaktır.
14.   İngilizce bir skeç (kısa oyun) hazırlayarak sınıfta sergileyebilirsiniz.
15.   İngilizce birkaç şarkı seçip koro hazırlayabilir ve bu aktiviteyi sınıfta sergileyebilirsiniz.
       Koronuza dans vb. animasyonlar da ekleyebilirsiniz.


   




6.sınıf proje

1.   Bir saat maketi hazırlayarak üzerinde saatler konusunu anlatma.
2.   Bir ev maketi hazırlayarak evin bölümlerini tanıtma.
3.   2009 yılına ait İngilizce bir takvim hazırlama.
4.   Öğrenilen sözcükleri kullanarak resimli ve örnek cümleleri içeren bir sözlük hazırlama.
5.   Meslekleri anlatan bir power point sunusu ve ya afiş hazırlama hazırlama.
6.   Hava durumlarını gösteren bir afiş hazırlama. Hazırladığınız afiş sınıfta günlük olarak kullanılacak şekilde olmalıdır.
7.   Mevsimleri ve ayları gösteren bir afiş hazırlama.
8.   Giysileri tanıtan bir poster hazırlama. Hazırladınız poster resimlerle desteklenmiş olmalıdır.
9.   “PREPOSITIONS” (in, on, at, under, between vb…) edatları anlatan afiş hazırlama.
10.   1’den 100 ‘e kadar olan sayma (1,2,3,4,5…) ve sıra (1., 2., 3., 4. vb….) sayılarının yazılışlarını gösteren bir afiş hazırlama.
11.   Emir cümlelerini içeren bir afiş ve ya sunum hazırlama. Hazırlanan çalışmalar görsel öğelerle desteklenmelidir.
12.   Vücudun bölümlerini anlatan bir afiş hazırlama.
13.   Sınıftaki nesneleri anlatan bir afiş hazırlama.
14.   İngilizce bir skeç (kısa oyun) hazırlayarak sınıfta sergileyebilirsiniz.
15.   İngilizce birkaç şarkı seçip koro hazırlayabilir ve bu aktiviteyi sınıfta sergileyebilirsiniz.
       Koronuza dans vb. animasyonlar da ekleyebilirsiniz.



Tüm sınıflar için proje teslim tarihi Nisan ayının ikinci haftası (15 Nisan) dır. Ödevlerinizi zamanında teslim edeceğiniz için şimdiden teşekkür ederim.


Yukarıda verilen konulardan yalnızca bir tanesini seçerek
grup çalışması  yapabilir ve ya bireysel  olarak çalışabilirsiniz.

Konunuzu seçtikten sonra en kısa süre içerisinde öğretmeninize bildiriniz. Grup çalışması yapacak öğrencilerin grup üyelerini şimdiden belirlemesi gerekmektedir.

Proje ödevleriniz için çalışmalarınızı sürdürürken öğretmeninizle diyalog halinde olmanız çalışmalarınızın daha kaliteli olmasını sağlayacaktır.

Yukarıdaki konular dışında sizin düşündüğünüz bir proje konusu varsa onu da hazırlayabilirsiniz.

                                                                                                          Hepinize çalışmalarınızda başarılar.   

   

8
 ERDAL YILMAZ  İLKÖĞRETİM OKULU II.DÖNEM 6.SINIF İNGİLİZCE  PROJE  GÖREVİ KONULARI VE DEĞERLENDİRME ÖLÇEĞİ
PROJENİN TESLİM  TARİHİ: 13.04.09     
SÜRE: 4 HAFTA                                                   
ÖĞRENCİNİN ADI SOYADI :                                                                   
NUMARASI SINIFI :


1.   Make a dictionary of at least 30 verbs with pictures and sample sentences. (En az 30 fiilden oluşan resimli ve örnekli sözlük hazırlayınız.)


2.   Write a paragraph about at least 5  animals with pictures, and give information about them. (Its type, colour, where it lives, what it eats, etc.”) ( Hayvanların  rengini, türünü ,nerede yaşadığını, ne yediğini,ve belirgin vücüt organlarını, vesaire anlatan bir paragraf yazınız .En az 5 hayvan anlatınız ,görsel öğeler de kullanınız)

3.   Design a home page for your web-site about a famous city in your country.(Web siteniz için ülkenizdeki ünlü bir şehri tanıtan sayfa hazırlayınız.)

4.   Write your daily life by making a photo album. Write at least 15 sentences with pictures. ( Günlük rutin yaptığınız eylemleri (‘ I get up at……..I have breakfast ….gibi) anlatarak bir fotoğraf albümü hazırlayınız.)

5.   Prepare a weather forecast  by drawing a map with pictures. Describe the weather conditions in each region.  (Hava durumunu gösteren resimli bir harita hazırlayınız. Her bölgedeki havayı tarif ediniz.)

NOT: Yukarıda belirtilen konuların dışında ünite ile ilgili istediğiniz bir konuyu benimle paylaşarak belirleyebilirsiniz.


Bu çalışmayı başarıyla tamamlayabilmeniz için aşağıdaki adımları izlemelisiniz.
1.   Çalışmanız için yukarıda verilen bir konuyu seçmelisiniz.
2.   Ödevinizin tertibine, temizliğine ve düzenine dikkat etmelisiniz.
3.   Ödevinizi hazırlarken öğretmeninizle işbirliği içinde olmalısınız.
4.   Ödevinizde görsel kaynaklardan mutlaka yararlanmalısınız.
5.   Kesinlikle yardım almayınız.

DEĞERLENDİRME

SIRA NO   DEĞERLENDİRME ÖLÇÜTLERİ   DERECELER   ALDIĞI PUAN
   Konuyu anlaması ve ödevin amacına uygunluk
( 20  puan )   Mükemmel   20   
      İyi   10   
      Orta   5   
   İçerik ,düzen,görsel materyal kullanımı ( 20 puan )
   Mükemmel   20   
      İyi   15   
      Orta   10   
      Geliştirilebilir   5   
   Dilbilgisinin doğru kullanımı
Cümlelerinin doğruluğu
( 20  puan )
   Mükemmel   30   
      İyi   20   
      Orta   15   
      Geliştirilebilir   10   
   Kaynaklara ulaşmadaki becerisi ve şekilde kullanma
( 20  puan )
   Mükemmel   20   

      İyi   15   
      Orta   10   
      Geliştirilebilir   5   
   Kendi Başına Hazırlama / Özgünlük ( 20 puan )    Mükemmel   20   
      İyi   15   
      Orta   10   

9
Seperable (Ayrılabilir) Phrasal Verbs

Nesne, phrasal verbs ‘ den sonra gelebilir, veya cümleyi iki kısma ayırabilir.

·  You have to do this paint job over.  (Bu boyamayı tekrar yapman gerekir.)

·  You have to do over this paint job.

Aşağıdaki Phrasal verbs’lerin nesnesi zamir olduğunda, bu iki kısmın ayrılması gerekir

Fiil
   

Anlam
   

Örnek

blow up
   

Patlamak, havaya uçurmak
   

The terrorists tried to blow up the railroad station.
“Teröristler demiryolu istasyonunu havaya uçurmaya çalıştılar.”

bring up
   

Bir konudan bahsetmek
   

My mother brought up that little matter of my prison record again.
“Annem, o kadar da önemli olmayan  sabıka kaydımdan bahsetti.”

bring up
   

Çocuk yetiştirmek.
   

It isn't easy to bring up children nowadays.
“Bu günlerde çocuk yetiştirmek kolay değil.”

call off
   

İptal etmek
   

They called off this afternoon's meeting
“Öğleden sonraki toplantıyı iptal ettiler.”

do over
   

Bir işi tekrar etmek
   

Do this homework over.
“Bu ödevi tekrar yap.”

fill out
   

Bir formu doldurmak
   

Fill out this application form and mail it in.
“Bu başvuru formunu doldur ve postala.”


fill up
   

Tamamen-ağzına kadar doldurmak
   

She filled up the grocery cart with free food.
“Sepeti tamamen, bedava yiyecekle doldurdu.”

find out
   

öğrenmek
   

My sister found out that her husband had been planning a surprise party for her.
“Kız kardeşim kocasının onun için sürpriz bir parti düzenlediğini öğrendi.”

give away
   

Birisine bir şeyi bedava vermek
   

The filling station was giving away free gas.
“Benzin istasyonu bedava gaz veriyordu.”

give back
   

Bir şeyi geri vermek
   

My brother borrowed my car. I have a feeling he's not about to give it back.
“Erkek kardeşim arabamı ödünç aldı.Arabayı geri vermeyeceğini düşünüyorum.”

hand in
   

Bir şeyi onaylamak (ödev yapmak)
   

The students handed in their papers and left the room.
“Öğrenciler, ödevlerini tamamladılar ve sınıftan çıktılar.”

hang up
   

Telefonu kapatmak
   

She hung up the phone before she hung up her clothes.
“Kıyafetini asmadan önce telefonu kapadı.”

hold up
   

Geciktirmek
   

I hate to hold up the meeting, but I have to go to the bathroom.
“Toplantıyı geciktirmekten hiç hoşlanmıyorum ama lavaboya gitmem gerekiyor.”

hold up (2)
   

soymak
   

Three masked gunmen held up the Security Bank this afternoon.
“Üç maskeli ve silahlı adam Güvenlik Bankasını bu öğleden sonra soydular.”

leave out
   

Atlamak, çıkarmak, savsaklamak
   

You left out the part about the police chase down.
(Polisin kovalamasıyla ilgili bölümü atladın.)

look over
   

incelemek, kontrol etmek
   

The lawyers looked over the papers carefully before questioning the witness. (They looked them over carefully.)
“Avukatlar tanıkları sorgulamadan önce evrakları dikkatlice incelediler.”

look up
   

Bir listenin içinde aramak
   

You've misspelled this word again. You'd better look it up.
“Bu kelimeyi yine yanlış yazdın.Doğru yazılımına  baksan iyi olacak.”

make up
   

Bir hikaye veya yalan uydurmak
   

She knew she was in trouble, so she made up a story about going to the movies with her friends.
“Başının belada olduğunun farkındaydı bu yüzden arkadaşlarıyla sinemaya gittiğini uydurdu.”

make out
   

Duymak, algılamak
   

He was so far away, we really couldn't make out what he was saying.
“O kadar uzaktaydı  ki onun ne söylediğini duyamadık.”

pick out
   

Seçmek
   

There were three men in the line-up. She picked out the guy she thought had stolen her purse.
“Sırada üç adam vardı.Cüzdanını çaldığını düşündüğü adamı seçti.”

pick up
   

Bir şeyi kaldırmak
   

The crane picked up the entire house. (Watch them pick it up.)
“Vinç bütün evi havaya kaldırdı.”

point out
   

Dikkat çekmek, belirtmek
   

As we drove through Paris, Francoise pointed out the major historical sites.
“Paris’ten arabayla geçerken, Francoise başlıca tarihi yerlere dikkatimizi çekti.”

put away
   

Saklamak
   

We put away money for our retirement. She put away the cereal boxes.
“Paramızı emekliliğimiz için saklıyoruz.”

put off
   

Ertelemek
   

We asked the boss to put off the meeting until tomorrow. (Please put it off for another day.)
“Patrondan toplantıyı yarına kadar ertelemesini rica ettik.”

put on
   

Giyinmek
   

I put on a sweater and a jacket. (I put them on quickly.)
“Bir süveter ve ceket giydim.”

put out
   

Söndürmek
   

The firefighters put out the house fire before it could spread. (They put it out quickly.)
“İtfaiyeciler yangını, bütün evi sarmadan söndürdüler.”

read over
   

Dikkatli okumak
   

I read over the homework, but couldn't make any sense of it.
“Ödevi dikkatli okudum ama hiçbir şey anlamadım.”

set up
   

Düzenlemek, kurmak
   

My wife set up the living room exactly the way she wanted it. She set it up.

“Karım sofrayı tam istediği gibi hazırladı.”

take down
   

Not etmek
   

These are your instructions. Write them down before you forget.
“Unutmadan bu bilgileri bir yere not et.”

take off
   

Kıyafet çıkarmak
   

It was so hot that I had to take off my shirt.
“Hava öyle sıcaktı ki tişörtümü çıkartmak zorunda kaldım.”

talk over
   

tartışmak
   

We have serious problems here. Let's talk them over like adults.
“Yaşadığımız ciddi problemleri tıpkı bir yetişkin gibi tartışmalıyız.”

throw away
   

atmak
   

That's a lot of money! Don't just throw it away.
“Pahalı bir şey o! Sakın atma.”

try on
   

Kıyafet denemek
   

She tried on fifteen dresses before she found one she liked.
“Beğendiği elbiseyi bulana kadar on beş tane kıyafet denedi.”

try out
   

denemek
   

I tried out four cars before I could find one that pleased me.
“İstediğim arabayı bulana kadar dört tane araba denedim.”

turn down
   

Bir şeyin sesini kısmak
   

Your radio is driving me crazy! Please turn it down.
“Radyonun yüksek sesi beni rahatsız ediyor.Lütfen biraz sesini kıs.”

turn down (2)
   

Reddetmek, geri çevirmek
   

He applied for a promotion twice this year, but he was turned down both times.
“Bu yıl iki kez terfi etmek için talepte bulundu ama her defasında geri çevrildi.”

turn up
   

Bir şeyin sesini yükseltmek
   

Grandpa couldn't hear, so he turned up his hearing aid.
“Büyük babam duyamadığı için kulaklığının sesini açtı.”

turn off
   

Elektriği kapamak
   

We turned off the lights before anyone could see us.
“Kimse bizi görmeden ışığı söndürdük.”

turn off (2)
   

Mide bulandırmak, tiksindirmek
   

It was a disgusting movie. It really turned me off.
“O kadar kötü filmdi ki midem bulandı.”

turn on
   

Elektriği açmak
   

Turn on the CD player so we can dance.
“CD çaları açta dans edelim.”

use up
   

boşaltmak
   

The gang members used up all the money and went out to rob some more banks.
“Gangsterler bütün parayı boşalttılar ve birkaç banka daha soymak için gittiler.”



Inseperable (ayrılmaz) Phrasal Verbs
Transitive (Geçişli)

Aşağıdaki phrasal verbs ‘ ler ile asıl eylem cümlede birlikte yer aldığı edatlardan (veya diğer kısımlardan)  ayrılamaz :"Who will look after my estate when I'm gone?" “Ben yokken evime kim bakacak?

Fiil
   

Anlam
   

Örnek

call on
   

Ezbere okumak
   

The teacher called on students in the back row.
(Öğretmen arka sıradaki öğrencilerin isimlerini ezbere söyledi.)


call on (2)
   

Ziyaret etmek
   

The old minister continued to call on his sick parishioners.
“Eski başkan, hasta kilise cemiyeti üyelerini ziyaret etmeye devam etti.”

get over
   

Bir hastalığı atlatmak veya bir hayal kırıklığının üstesinden gelmek
   

I got over the flu, but I don't know if I'll ever get over my broken heart.
“Nezleyi atlattım ama kırılan kalbimi onarabilecek miyim, hiç bilmiyorum.”

go over
   

Yeniden incelemek, gözden geçirmek
   

The students went over the material before the exam. They should have gone over it twice.
“Öğrenciler sınavdan önce konuları tekrar gözden geçirdiler. İki kez bakmalıydılar..”

go through
   

tüketmek
   

They country went through most of its coal reserves in one year. Did he go through all his money already?
“Ülkeleri, bir yıl içinde en çok, kömür rezervlerini tüketti.
Bütün parasını şimdiden harcadı mı?”

look after
   

İlgilenmek, bakmak
   

My mother promised to look after my dog while I was gone.
“Annem ben yokken köpeğime bakacağına söz verdi.”

look into
   

Araştırmak, incelemek
   

The police will look into the possibilities of embezzlement.
“Polis zimmete para geçirme olasılıklarını araştıracak.”

run across
   

rastlamak
   

I ran across my old roommate at the college reunion.
“Eski oda arkadaşımla kolej yemeğinde karşılaştım.”

run into
   

Karşılaşmak, rast gelmek
   

Carlos ran into his English professor in the hallway.
“Carlos İngilizce profesörüyle koridorda karşılaştı.”

take after
   

benzemek
   

My second son seems to take after his mother.
“Ortanca oğlum annesine benziyor.”

wait on
   

Servis yapmak
   

It seemed strange to see my old boss wait on tables.
“Eski patronumu masalara servis yaparken görmek çok tuhaftı.”



Üç Kelimeden Oluşan Phrasal Verbs (Geçişli)

Aşağıdaki phrasal verbs ‘ ler de üç kısım göreceksiniz : "My brother dropped out of school before he could graduate." “ Erkek kardeşim mezun olamadan okulu bıraktı.”

Fiil
   

Anlam
   

Örnek

break in on
   

Bir sohbeti bölmek
   

I was talking to Mom on the phone when the operator broke in on our call.

“Operatör konuşmamızı kestiği zaman telefonda annemle konuşuyordum.”

catch up with
   

Yakın olmak
   

After our month-long trip, it was time to catch up with the neighbors and the news around town.
“Aylar süren yolculuğumuzdan sonra, komşulara ve kasaba çevresine yakın olup onlardan haber almanın vakti gelmişti.”

check up on
   

İncelemek, kontrol etmek
   

The boys promised to check up on the condition of the summer house from time to time.
“Çocuklar yazlığa zaman, zaman bakmak için söz verdiler.”

come up with
   

Bağışta bulunmak
   

After years of giving nothing, the old parishioner was able to come up with a thousand-dollar donation.
“Eski kilise cemiyeti üyesi bin dolarlık bir bağış yaptı. Yıllardır hiçbir bağışta bulunmamıştı.”

cut down on
   

Kesmek, azaltmak
   

We tried to cut down on the money we were spending on entertainment.
“Eğlenceye harcadığımız parayı azaltmaya çalıştık.”

drop out of
   

Sınıfta kalmak
   

I hope none of my students drop out of school this semester.
“Umarım öğrencilerimin hiç biri bu sömestr sınıfta kalmaz.”

get along with
   

İyi anlaşmak
   

I found it very hard to get along with my brother when we were young.
“Erkek kardeşimle anlaşmak, küçükken daha zordu.”

get away with
   

Bir işten sıyrılmak
   

Janik cheated on the exam and then tried to get away with it.
“Janik sınavda kopya çektiği halde bu işten sıyrılmaya çalıştı.”

get rid of
   

kurtulmak
   

The citizens tried to get rid of their corrupt mayor in the recent election.
“Vatandaşlar son seçimlerde fırsatçı belediye başkanından kurtulmaya çalıştı.”

get through with
   

bitirmek
   

When will you ever get through with that program?
“Bu programı ne zaman bitiriceksin?”

keep up with
   

Geri kalmamak
   

It's hard to keep up with the Joneses when you lose your job!

look forward to
   

Dört gözle beklemek
   

I always look forward to the beginning of a new semester.
“Yeni sömestrin başlamasını her zaman dört gözle beklerim.”

look down on
   

Hor görmek, küçümsemek
   

It's typical of a jingoistic country that the citizens look down on their geographical neighbors.
Komşularını, tipik ırkçı ülke vatandaşları küçümserler.

look in on
   

Birini ziyaret etmek
   

We were going to look in on my brother-in-law, but he wasn't home.
“Kayınbiraderimi ziyaret edecektik ama evde yoktu.”

look out for
   

Önce davranmak, tahmin etmek
   

Good instructors will look out for early signs of failure in their students
“İyi eğitimciler öğrencilerinin yapacakları hataları önceden görürler.”

look up to
   

Saygı göstermek
   

First-graders really look up to their teachers.
“Eski nesil, öğretmenlerine gerçekten saygı gösterirler.”

make sure of
   

Doğrulamak, emin olmak
   

Make sure of the student's identity before you let him into the classroom.
“Öğrencilerinizi sınıfa almadan önce, kimliklerinin doğru olduğundan emin olun.”

put up with
   

Hoşgörü göstermek
   

The teacher had to put up with a great deal of nonsense from the new students.
“Öğretmen yeni öğrencilerin bütün saçmalıklarını hoş görmek zorunda kaldı.”

run out of
   

tükenmek
   

The runners ran out of energy before the end of the race.
“Koşucuların dirençleri, yarışın sonuna gelmeden tükenmişti.”

take care of
   

İlgilenmek, sorumlu olmak
   

My oldest sister took care of us younger children after Mom died.
“Ablam, annem öldükten sonra bize, daha küçük çocuklara baktı.”

talk back to
   

Kaba bir şekilde cevap vermek
   

The star player talked back to the coach and was thrown off the team.

think back on
   

Yad etmek, anmak
   

I often think back on my childhood with great pleasure.
“Çocukluğumu sık, sık büyük bir mutlulukla anarım.”

walk out on
   

Terk etmek, başından atmak
   

Her husband walked out on her and their three children.
“Kocası onu ve üç çocuğunu terketti.”



Intransitive (Geçişsiz) Phrasal Verbs

Aşağıdaki phrasal verbs ‘ ler nesne almazlar. "Once you leave home, you can never really go back again." “Evden bir kez ayrılırsan, bir daha asla geri dönemezsin.”

Fiil
   

Anlam
   

Örnek

break down
   

bozulmak
   

That old Jeep had a tendency to break down just when I needed it the most.
“Eski cipim, ona en ihtiyacım olduğu zamanda bozuldu.”

catch on
   

tutmak
   

Popular songs seem to catch on in California first and then spread eastward.
“Popüler şarkılar önce California da tutar daha sonra doğuya doğru yayılır.”

come back
   

Geri dönmek
   

Father promised that we would never come back to this horrible place.
“Babam, bu berbat yere bir daha dönmeyeceğimize söz verdi.”

come in
   

girmek
   

They tried to come in through the back door, but it was locked.
“Arka kapıdan girmeyi denediler ama kapı kilitliydi.”

come to
   

Şuuru yerine gelmek
   

He was hit on the head very hard, but after several minutes, he started to come to again.
“Kafasını çok kötü çarptı ama birkaç dakika sonra bilinci yerine gelmeye başladı.”

come over
   

Ziyaret etmek
   

The children promised to come over, but they never do.
“Çocuklar ziyaret edeceklerine söz verdiler ama hiç gelmiyorlar.”

drop by
   

Habersiz ziyaret etmek
   

We used to just drop by, but they were never home, so we stopped doing that.
“Eskiden habersiz uğrardık ama onları hiç evde bulamazdık bu yüzden artık gitmiyoruz.”

eat out
   

Yemek için  dışarıya çıkmak
   

When we visited Paris, we loved eating out in the sidewalk cafes.
“Paris’e gittiğimizde kaldırım kafelerinde yemek yemeye bayılırdık.”

get by
   

Hayatını sürdürmek
   

Uncle Heine didn't have much money, but he always seemed to get by without borrowing money from relatives.

“Heine amcanın çok fazla parası yoktu ama o, akrabalarından borç almadan da her zaman hayatını sürdürürdü.”

get up
   

kalkmak
   

Grandmother tried to get up, but the couch was too low, and she couldn't make it on her own.
"Büyükannem ayağa kalkmaya çalıştı ama kanepe çok alçak olduğu için kendi başına kalkamadı."

go back
   

Geri dönmek
   

It's hard to imagine that we will ever go back to Lithuania.
“Litvanya’ya bir daha geri dönemeyeceğimizi düşünmek çok zor.”

go on
   

Devam etmek
   

He would finish one Dickens novel and then just go on to the next.
“Dickens romanının birini bitirir, hemen bir sonrakine devam ederdi.”

go on (2)
   

Olmak, meydana gelmek
   

The cops heard all the noise and stopped to see what was going on.

“Polisler bütün gürültüyü duydu ve neler olduğuna bakmak için durdu.”

grow up
   

büyümek
   

Charles grew up to be a lot like his father.
“Charles tıpkı babası gibi olmak için büyüdü.”

keep away
   

Uzak durmak
   

The judge warned the stalker to keep away from his victim's home.
“Yargıç, suçluyu kurbanın evinden uzak durması için ikaz etti.”

keep on (with gerund)
   

Devam etmek
   

He tried to keep on singing long after his voice was ruined.

“Sesini iyice kaybetmeye başladıktan sonra bile şarkı söylemeye devam etmeye çalıştı.”

pass out
   

bayılmak
   

He had drunk too much; he passed out on the sidewalk outside the bar.

“Öyle çok içmişti ki barın önündeki kaldırıma düşüp bayıldı.”

show off
   

Gösteriş yapmak
   

Whenever he sat down at the piano, we knew he was going to show off.
“Piyanonun başına ne zaman otursa, gösteriş yapacağını bilirdik.”

show up
   

Varmak, ortaya çıkmak
   

Day after day, Efrain showed up for class twenty minutes late.
(Efrain ardı ardına derse yirmi dakika geç kalıyordu.)

wake up
   

Uyanmak
   

I woke up when the rooster crowed.
“Horoz öttüğünde uyandım.”

10
 CAUSATIVE

Ettirgenlik kipidir. Inglizce dışında diğer dillerde yapısı basittir ama Inglizcede biraz karmaşıktır. Ettirgenlik, “bir eylemi başkasına yaptırmak demektir.” Türkçe’de bu “tir” eki ile sağlanır, ayrı bir fiil yapısı yoktur. “kestirdim, diktirdim, sildirdim...” gibi.

Inglizcede ise “Have, Make, Get “ olmak üzere ettirgenliği sağlayan üç fiil vardır. Bu fiiller, modallar gibi çalışarak belli bir kurala göre temel fiillerden önce yazılarak ettirgenlik sağlamış olurlar. Ettirgenlik, “bir eylemi başkasına yaptırmaktır” demiştik. Peki, birine yaptırılacak eylem para ile yaptırılabilir, rica ile yaptırılabilir, zorla yaptırılabilir. Türkçe’de bunu sağlayan artı bir ek veya fiil yoktur. Cümlenin anlamına göre rica ile mi, zorla mı veya para ile mi yaptırıldığı anlaşılır.

Inglizce’de ise bu nüans farkının kullanımı, bazı istisnalar hariç şöyledir:

Have: Birine “rica” ile bir şey yaptırmak.

Make: Birine “zor” ile bir şey yaptırmak

Get:   Birine “para” ile bir şey yaptırmak



Başkasına bir eylemi yaptırırken bu eyleme maruz kalan bir nesne vardır. Örneğin “arabamı tamir ettirdim” derken, yaptırdığınız tamir etme eylemine maruz kalan “araba”dır. Bu nesneyi herhangi bir nesne olarak Something ile gösterirsek;

      Have

Make    +    Sth     + V3

        Get

      



Causative’in Inglizce’deki bu yapısında, yaptırılan eylemin kime yaptırıldığı belli değildir. Örneğin, “Saçımı kestirdim” dediğinizde, saç kesme eylemini kimin yaptığı belli değildir. İşte İnglizce’de yukarıdaki kullanım böyledir.

I have my hair cut. (Ben saçımı kestiririm)

              Sth   V3

I had my hair cut. (......kestirdim.)

Men have their ears pierced. (Erkekler kulaklarını deldirirler.)

I will have my hair cut. (......kestireceğim.)

I have had my hair cut. (......kestirmişim.)

I had had my hair cut. (......kestirmiştim.)

I am having my hair cut. (......kestiriyorum.)

I was having my hair cut. (......kestiriyordum.)

I will have had my house repaired. (.........tamir ettirmiş olacağaım.)

You could got your tyres changed. (Tekerleklerinizi değiştirebilirdiniz.)

He will have the patient operated. (O hastayı ameliyat ettirecek.)

We can not make our voice heard. (Sesimizi duyuramıyoruz.)

11
  GERUNDS AND INFINITIVES

“Gerunds ve İnfinitives” ler, Türkçe’deki ismin halleri durumunda kullanılırlar. İngilizce’de ise bir yüklemden sonra çekilmemiş fiiller mastar yapısında gramatik açıdan üç konumda gelebilirler.

1.) Gerund (speaking, going gibi)

e.g. I like swimming.

2.) Infinitive (to speak, to go gibi)

e.g. I want to swim

3.) Bare infinitive (Yalın mastar) (speak, go gibi)

e.g. He made me cry.

“Öğrenmeyi istiyorum” cümlesinde “istemek” cümlenin yüklemidir. “öğrenmeyi” ise çekilmemiş konumda olup, İngilizce’de gramatikal olarak yukarıda da söylendiği gibi üç şekilden biri ile ifade edilebilir. Bu bir sistemdir, kuralları vardır. Bu kurallar çerçevesinde uygun olan şekliyle cümle yazılır.

İngilizce'de, cümlede çekimsiz bir fiil denince “Gerunds ve İnfinitives” olmak üzere iki kullanım akla gelir. Bu durumda biri diğeri için altarnatif konumundadır. Yani eğer cümlede gerund kullanılmıyorsa, onun alternatifi olan infinitive’e gidilir. Bu özellik olduğu için bir konunun iyi bilinmesi, alternatifinin de çözülebilmesi anlamına gelir.

● GERUNDS

“Gerund” isim fiil (verbal noun) demektir. Bir fiilin –ing almış biçimidir. “Gerund” lar, bir fiil ve bir isim özelliği taşırlar. Cümlede isim veya zamir olarak kullanılırlar. Basit olarak eğer cümlede iki tane fiil kullanılıyorsa ikinci fiil ya -ing takısı alır, ya  başına "to" gelir ya da yalın haliyle kullanılır. Hangi fiilden sonra fiilin -ing takısıyla geleceğini, veya infinitive olarak geleceğini öğrenmenin tek yolu fiilleri ezberlemektir. Çünkü herhangi bir mantık çerçevesinde yapılmamaktadır.


Bazı Fiillerden Sonra Gerund Kullanılır. Bu fiillerin sayısı yaklaşık 40 civarındadır. Bunlar yüklem olacakları zaman sonralarında eğer çekilmemiş bir fiil gelirse, “gerund” olmak zorundadır. Bu özellik tamamen ezbere dayalı bir durumdur. Aşağıda bu fiilerden en çok kullanılanları verilmiştir. Bu fiiller, yüklem olarak kullanıldığında ve sonrasında çekilmemiş bir fiil geldiğinde bu mutlaka “gerund” olmalıdır.

Avoid:         kaçınmak, sakınmak

Understant:    anlamak

Consider:      düşünmek

Admit: kabul etmek, itiraf etmek

Anticipate:    sezinlemek

Appreciate:   taktir etmek

Enjoy:         hoşlanmak

Mind:          aldırmak, umursamak, umurunda olmak

Postpone:

Delay:         ertelemek

Defer:

Put off:

Forgive:

Pardon:       bağışlamak, affetmek

Excuse:

Hate:

Detest:        nefret etmek

Abhor:

Like / dislike: sevmek / sevmemek

Complain:     şikayet etmek

Understand:    anlamak

EXAMPLES

You could have avoided hurting him. (Onu incitmekten kaçınmış olabilirdin veya kaçınabilirdin.)

She considers moving away. (O taşınmayı düşünüyor.)

He hates getting up early. (O erken kalkmaktan nefret eder.)

The thief admitted stealing the money. (Hırsız parayı çaldığını itiraf etti.)


● INFINITIVES

Çekimsiz fiilin kullanıldığı üç yapıdan biri de Infinitives’lerdir. Mastar hareketlerinde Infinitives’lerden faydalanılır.

Hemen sonrasında Infinitive alan fiillerin sayısı yaklaşık 10–15 tanedir. Burada en önemlilerinden birkaç örnek verilecektir. Bu gruba giren fiiller liste halinde aşğıda sunulmuştur. Bu yapıda, yüklemden hemen sonra Infinitive geldiği için hem yüklemin hem de Infinitive'in öznesi aynıdır.



Appear- Seem- Look:   Görünmek

Can afford:                Gücü yetmek

Claim:                     İdda etmek

Consent:                ...e razı olmak

Decide:                  karar vermek

Demand:                 İstemek, talep etmek

Deserve:                 Hak etmek, layık olmak

Happen:                  Tesadüfen ...mek

Hasitate:                 Tereddüt etmek

Hope:                     Ummak, ümit etmek

Learn (How):            Öğrenmek

Know (how):             Bilmek, tanımak

Offer:                     Teklif etmek

Plan:                     Planlamak

Prepare:                   Hazırlamak

Promise:                  Vaat etmek

Pretend:                  Gibi davranmak

Refuse:                  Red etmek

Resolve:                  Karar vermek

Seek- Try- Strive:        ...meye çalışmak

Tend:                      Eğiliminde olmak

Threaten:                Tehdit etmek

Undertake:                Üstlenmek

Would love:               Seve seve...mek

Condescend:             Tenezzül etmek

EXAMPLES

I hope to go there. (Oraya gitmeyi ümit ediyorum.)

He pretends to be a beggar. (Bir dilenci gibi davranıyor.)

I would love to go to that party. (O partiye gitmeyi çok isterdim.)

12
 RELATIVE PRONOUNS

1.) I received the report. (Raporu aldım.) You had sent the report. (Raporu göndermiştin)

2.) I found the book. (Kitabı buldum.) The book was important. (Kitap önemliydi.)

Bu cümleleri kendi aralarında birleştirecek olursak;

I received the report which you had sent. (Göndermiş olduğunuz kitabı aldım.)

Dikkat edilirse bu cümlede nesne konumunda olan “the report” kelimesi ilgi zamiri olan “which” ile yer değiştirdi. “which” aynı zamanda iki cümleyi birbirine bağlayarak bağlaç olarak işlev gördü. “which you had sent”cümleciği “Relative pronoun, Relative Clouse veya Adjective Clouse” olmak üzere üç şekilde adlandırılabilir.


Not: Nesne iken ilgi zamiri ile kısaltılanlar Türkçe’ye “...dığı” olarak çevrilir. Başka bir değişle ilgi zamirinden sonra “özne” varsa Türkçe’ye “...dığı” olarak çevrilir


I found the book which was important. (Önemli olan kitabı buldum.)

Bu cümlede ise özne konumunda olan “the book” kelimesi, ilgi zamiri olan “which” ile yer değiştirdi.

Not: Özne iken ilgi zamiri ile kısaltılanlar Türkçe’ye “...en, ...an” olarak çevrilir. Başka bir değişle ilgi zamirinden sonra fiil varsa Türkçe’ye “...en, ...an” olarak çevrilir.

Which: Cansızlar ve hayvanlar için kullanılır

Who:  İnsanlar için kullanılır.

That:  Hem who hem de which yerine “that” kullanılabilir. İkisi de nesnel formda iken “...dığı”; öznel formda iken “...en, ...an” olarak çevrilir.

İlgi zamirinden sonraki cümle bir cümlecik olur ve öncesindeki ismi niteler. Türkçe’ye çevirirken bu cümleciğin anlamını isimden önce söylemek gerekir.

The agreement which they signed. (Onların imzaladığı anlaşma)

The workers who I met.(Karşılaştığım işçiler.)

The man who you are waiting for. (Beklediğiniz kişi.)

The scientist who devised this method. (Bu metodu bulan bilim adamı.)

The student who won the scholership. (Bursu kazanan öğrenci.)

A car which runs 100 miles on hour. (Saatte 100 mil giden araba.)

Not: İlgi zamirinin önünde mutlaka bir isim vardır ve yan cümlecik bu ismi niteler.

Unfortunately, we can not publish the article which you have sent. (Maalesef gönderdiğiniz makaleyi yayınlayamıyoruz.)


Eğer “the article”ı niteleyen bir sıfat kelimesi olsaydı “article”den önce yazılması gerekirdi. “the article” bir sıfat cümleciği ile nitelendiği için bir ilgi zamiri ile sonrasından gelmiştir. Çeviride sıfat cümleciğinin anlamı isimden önce söylenir.

He had to dismiss the boy who made noise. (Gürültü yapan çocuğu kovmak zorunda kaldı.)

The man who robbed the bank was cought by the police. (Bankayı soyan adam polis tarafından yakalandı.


● OF WHOM ve OF WHİCH


...ki onu, ...ki onların anlamında da çevrilebilirler.”of whom” canlılar için; “of which” cansızlar için kullanılır. bu iki ilgi zamiri bir grup isminde bazılarını tanımlarken kullanılır.

I have four sons who are students. (Öğrenci olan dört oğlum var.)

Bu cümlede sıfat cümleciği (öğrenci olan) çocukların hepsini niteler. Peki bu dört cocuğun hepsi değilde, ikisi veya üçü öğrenci olsa cümlemizi nasıl söyleyeceğiz? İşte burada “of”whom ve of which” devreye girer.

Eğer ikisi öğrenci olan dört cocuk var ise cümle şöyle kurulur:

I have four sons, two of whom are students. (İkisi öğrenci olan dört oğlum var.)


Virgüle ve gruptan belirtilmek istenen sayının ilgi zamirinden önce geldiğine dikkat ediniz. Bu kullanımda artık sıfat cümleciği dört cocuğu değil; ilgi zamirinden önce gelen ve çocuklardan ikisini belirten “two”yu niteler.

He had many houses which were in Ankara. (Onun Ankara’da olan bir çok evi vardır.)

He had many houses, some of which were in Ankara. (Onun, bazıları Ankara’da olan bir çok evi vardır.)

My friend has three cars, on of which is a foreign mark. (Arkadaşımın biri yabancı markaolan üç arabası vardır.)

I have three friends, for one of whom I bought a present. (Birisi için hediye aldığım üç arkadaşım vardır.)

I have got a hundred students, fourty of whom are married. (Kırkı evli olan yüz öğrencim vardı.)


● WHOSE

...ki onun, ...ki onların anlamındadır. İyelik belirten zamirdir. Son on yılın KPDS sınavlarında en çok sorulan ilgi zamiridir. Sınav tekniği kolay, uygulaması zordur. Hem canlı hem de cansızlar için kullanılır. direk sorulması beklenen bir konudur.

The woman who was wounded was carying. (Yaralanan bayan ağlıyordu.)

The woman whose husband was wounded was carying. (Eşi yaralanan bayan ağlıyordu.)


Not. Mutlaka ama mutlaka “whose”dan önce ve sonra bir isim olmalıdır. Sonrasında bir zamir veya başka bir kelime gelemez. Sonrasında gelen ismin önünde kesinlikle “the” artikeli olamaz. Bu özellik posessive’likten kaynaklanmaktadır.


I bought a car whose engine was out of order. (Motoru bozuk olan bir araba aldım.)

The houses whose roofs were shaking in the storm collapsed. (Çatıları fırtınada sallanan evler yıkıldı.)

Collapse: yıkılmak

Our manager,whose son studies in the USA will go there next month. (Oğlu USA’da okuyan müdürümüz önümüzdeki ay oraya gidecek.)



"That" cümleden ne zaman atılabilir?

that kelimesi bir yan cümleciği bir önceki eyleme bağlamak için kullanılan bir bağlaçtır. Bu yadıda kullanıldığında that bazen "tamamlayıcı(pekiştirici) that." adıyla da anılır. Kelime çoğunlukla gözardı edilse de bir çok durumda her görüldüğü cümleden çıkarılmak yoluna da gidildiği görülür ki bu da pek olumlu bir durum değildir.

Örnekleri inceleyiniz:

- Isabel knew [that] she was about to be fired.
- She definitely felt [that] her fellow employees hadn't supported her.
- I hope [that] she doesn't blame me.

Bazı durumlarda that kelimisenin atılması cümlenin akışında bir kesinti oluşturabilir ki bu da virgül kullanılıraka giderilebilir.

Örnekleri inceleyiniz (that yerine virgül işareti kullanılmış):

-The problem is, that production in her department has dropped.

- Remember, that we didn't have these problems before she started working here.

Genel bir kural olarak, eğer cümleniz that atıldığında daha iyi 'duruyorsa', cümlede anlam kargaşası meydana gelmiyorsa ve cümle that kelimesi olmadan daha zarif (ritmik) duruyorsa bu öğeyi rahatlıkla cümlenizden çıkarabilirsiniz.. Theodore Bernstein that kelimesini cümlede tutmamız gereken üç durumu listeler:

- Cümlecik ve eylem arasına bir zaman öğesi girdiğinde: "The boss said yesterday that production in this department was down fifty percent." ("yesterday." zaman zarfının konumuna dikkat edin)

- Cümleciğin fiili iyice gerilere atılmışsa (geciktirilmişse): "Our annual report revealed that some losses sustained by this department in the third quarter of last year were worse than previously thought." ("losses" ve onun fiili olan, "were."e dikkat edin)

- İkinci bir that öğesi kimin neyi yaptığını ya da söylediğini açığa kavuşturuyorsa: "The CEO said that Isabel's department was slacking off and that production dropped precipitously in the fourth quarter." (Did the CEO say that production dropped or was the drop a result of what he said about Isabel's department? İkinci that cümleyi daha anlaşılır kılıyor.)

Not: Genellikle that yerine bir çok cümlede which öğesini görürüz. That ve which arasında kesin bir ayrım olmamakla birlikte bir çok dilbilimci ve yazar which'in daha formal olduğunu ve yazı resmi dilinde tercih edilmesi gerektiği görüşünü savunur.

13
CONDITIONAL SENTENCES

Türkçe'deki karşılığı şartlı cümlelerdir. Yani;

"Eğer yağmur yağmazsa yarın pikniğe gideceğiz." cümlesi bir şartlı cümledir. İngilizce'de dört tip conditionals vardır. Hepsinin kullanımı ayrıdır ve aşağıdaki tabloda açıklanmıştır.

Conditional cümleler, örnekler, ve açıklamalar;
Örnekler    Kullanım
Conditional 0

If I am late, my father takes me to school.

She doesn't worry if Jack stays out after school.
   Bir şey olduğunda/gerçekleşteğinde her zaman doğru olan durumlarda.

NOT

Bu kullanım şekli 'when' ile yapılan cümleciklere benzer ve çoğunlukla bununla birlikte kullanılır. (örnek: Geç kaldığımda babam beni okula götürür)
Conditional 1

If it rains, we will stay at home.

He will arrive late unless he hurries up.

Peter will buy a new car, if he gets his raise.
   Çoğunlukla gerçek veya mümkün olan durumlardan bahsederken kullanıldığından "real-gerçek" conditional olarak ta adlandırılır. Bu durumlar belirli bir koşul yerine getirildiğinde gerçekleşir.

NOT

Conditional 1'de genellikle 'şayet....değilse/olmazsa' anlamına gelen unless(-medikçe,-madıkça) kulllanılır which means 'if ... not'. Diğer bir deyişle, '...unless he hurries up(acele etmedikçe).' , '...if he doesn't hurry up.(acele etmezse)' şeklinde de yazılabilir. Açıklama: unless cümleyi tek başına olumsuzlaştırır dolasıyla tekrardan eylemi olumsuz yapmanıza gerek yoktur.
Conditional 2

If he studied more, he would pass the exam.

I would lower taxes if I were the President.

They would buy a new house if they had more money.
   Gerçek olmayan, mümkün olmayan veya muhtemel olmayan durumlardan bahsederken kullanılır. Örneğin; Yüz milyon dolarım olsaydı...(ki yok)

NOT

'to be' eylemi, 2nd conditional formunda kullanıldığında, her zaman 'were' olarak kullanılır.
Conditional 3

If he had known that, he would have decided differently.

Jane would have found a new job if she had stayed in Boston.
   Sıklıkla, hipotetik sonuçlardan bahseden geçmiş olaylardan bahsettiğinden, "past" conditional olarak da adlandırılır.



Yapı
Conditional 0 = if cümleciği (present simple) + ve if cümleciğinin hemen arkasından virgül + sonuç cümleciği (present simple). Sonuç cümleciğini birinci sırada virgül koymadan kullanabilirsiniz. Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz


If he comes to town,

we have dinner
   we have dinner

if he comes to town.


Conditional 1 =  if cümleciği (hemen arkasından virgül) + will + sonuç cümleciğinde verb (temel form; go, come, see gibi). Sonuç cümleciğini birinci sırada virgül koymadan kullanabilirsiniz. Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz


If he finishes on time,

we will go to the movies
   we will go to the movies.

if he finishes on time.


Conditional 2 =  if cümleciği (past simple)+ would + verb (temel form) sonuç cümleciği. You can also put the result clause first without using a comma between the clauses. Sonuç cümleciğini birinci sırada virgül koymadan kullanabilirsiniz. Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz


If they had more money,

They would buy a new house
   they would buy a new house.

if they had more money.


Conditional 3 = if cümleciği (past perfect tense) (hemen arkasından virgül) + would have + sonuç cümleciğinde past participle (verb 3) . You can also put the result clause first without using a comma between the clauses. Sonuç cümleciğini birinci sırada virgül koymadan kullanabilirsiniz. Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz.


If Margaret had won the competition,

Life would have changed
   life would have changed.

if Maragaret had won the competition.

14
 SIK KULLANILAN DÜZENSİZ FİİLERİN İKİNCİ VE ÜÇÜNCÜ HALLERİ


Infinitive     Past Simple     Past participle
be    was/were    been
beat    beat    beaten
become    became    become
begin    began    begun
bend    bent    bent
bet         bet         bet
bite    bit    bitten
blow    blew    blown
break    broke    broken
bring    brought    brought
build    built    built
burst    burst    burst
buy    bought    bought
catch    caught    caught
choose    chose    chosen
come    came    come
cost    cost    cost
cut    cut    cut
deal    dealt    dealt
dig    dug    dug
do    did    done
draw    drew    drawn
drink    drank    drunk
drive    drove    driven
eat    ate    eaten
fall    fell    fallen
feed    fed    fed
feel    felt    felt
fight    fought    fought
find    found    found
fly    flew    flown
forbid    forbade    forbidden
forget    forgot    forgotten
freeze    froze    frozen
get    got    got
give    gave    given
go    went    gone
grow    grew    grown
hang    hung    hung
have    had    had
hear    heard    heard
hide    hid    hidden
hit    hit    hit
hold    held    held
hurt    hurt    hurt
keep    kept    kept
know    knew    known
lay    laid    laid
lead    led    led
leave    left    left
lend    lent    lent
let    let    let
lie    lay    lain
light    lit    lit
lose    lost    lost
make    made    made
mean    meant    meant
meet    met    met
pay    paid    paid
put    put    put
read    read    read
ride    rode    ridden
ring    rang    rung
rise    rose    risen
run    ran    run
say    said    said
see    saw    seen
seek    sought    sought
sell    sold    sold
send    sent    sent
set    set    set
sew    sewed    sewn/sewed
shake    shook    shaken
shine    shone    shone
shoot    shot    shot
show    showed    shown
shrink    shrank    shrunk
shut    shut    shut
sing    sang    sung
sink    sank    sunk
sit    sat    sat
sleep    slept    slept
speak    spoke    spoken
spend    spent    spent
split    split    split
spread    spread    spread
spring    sprang    sprung
stand    stood    stood
steal    stole    stolen
stick    stuck    stuck
sting    stung    stung
stink    stank    stunk
strike    struck    struck
swear    swore    sworn
sweep    swept    swept
swim    swam    swum
swing    swung    swung
take    took    taken
teach    taught    taught
tear    tore    torn
tell    told    told
think    thought    thought
thrown    threw    thrown
understand    understood    understood
wake    woke    woken
wear    wore    worn
win    won    won
write    wrote    written

15
  IMPERATIVES

Emir kipi demektir. Türkçe’de emir tüm şahıslara verilebilir. Ingilizce’de böyle değildir. Ingilizce mantığına göre emir sadece karşıdakine verilir. Diğer şahıslara emir verilmez.

Olumlu                                               Olumsuz

I speak. (Konuşurum.)                                    I don’t speak. (Konuşmam.)

You speak.                                            You don’t speak.

He speaks                                             He doesn’t speak.

She speaks.                                           She doesn’t speak.

We speak.                                             We don’t speak.

You speak.                                            You don’t speak.

They speak.                                          They don’t speak.


İnglizce’de emir yapısı Simple Present Tense ile kurulur ve sadece karşıdakine verilir. Bu da “sen ve siz” olmak üzere iki kişidir.


inglizce’de Simple Present Tense’de özne söylenmediği zaman emir kipi oluşturukmuş olunur. Emir kipinin mastar yapısındaki “to”nun atılarak oluştırılduğunu savunanlar da vardır. Ama bu açıklama sadece olumlu emir yapısı için geçerlidir. Olumsuz emir yapısı için geçerli değildir. Bu yüzden Inglizce’de emir kipinin Simple Present Tense’den geldiği açıklaması doğrudur.


Speak slowly. (Yavaş konuş.)

Don’t speak loudly. (Yüksek sesle konuşma.)


Sen ve siz için emir yapısı bu şekilde oluşturulur. Peki diğer şahıslar için emir yapısı acaba nasıldır?

Diğer şahıslar için emir yapısı “izin vermek” anlamına gelen “let” fiilinden faydalanılarak oluşturulur.


Let us speak. (Konuşalım.)


Diğer şahıslar için de emir kipi oluşturulurken aslında yine Simple Present Tense’den faydalanılır. Normalde yukarıdaki cümlede yazılmamış bir “you” vardır. “İzin ver konuşalım”anlamına gelir. “you” atılarak “we”için emir kipi oluşturulmuştur. Bunu Türkçe’ye uygun şekilde “konuşalım” diye çeviriyoruz.


Emir verilecek “subject pronouns”lar Verb’den sonra geleceklerinden “object pronouns”lar konumuna geçerler ve “gideyim, gitsin, gidelim, gitsinler” anlamında emir yapısına girerler.





Olumlu                                                               Olumsuz

Let me speak. (konuşayım.)                                  
Don’t let me watch.
                                                          (seretmeyeyim.)

Let him/her speak. (konuşsun.)                                  Doesn’t let him/her watch.
                                                         (seyretmesin.)

Let us speak. (konuşalım.)                                    
Don’t let us watch.
                                                         (seyretmeyelim.)

Let them speak. (konuşsunlar)                                 
Don’t let them watch.
                                                         (seyretmesinler.)


Normalde “let”ten önce you var ve yazılmayarak diğer şahıslar için emir kipi oluşturulmuş demiştik. Olumsuzunu yazarkan de aynı mantıkla “let”ten önce you var, atılmış ve sonrasında olumsuzluk (Do not) eklenerek diğer şahıslar için olumsuz emir kipi oluşturulmuş olunur.


Emir kipinin soru formunu oluşturmak için de “shall”den faydalanılır.

Soru


Shall I answer the phone? (telefona cevap vereyim mi?)

Shall he come in? (....gelsin mi?)

Shall we go out? (........çıkalım mı?)

Shall they be here? (burda olsunlar mı.?)

Olumsuz Soru


Shall I not answer the phone? (telefona cevap vermeyeyim mi?)

Shall he not come in? (....gelmesin mi?)

Shall we not go out? (........çıkmayalım mı?)

Shall they not be here? (burda olmasınlar mı.?)

Sayfa: [1] 2 3 ... 9
İngilizce Eğitim -- Özkan Çelen -- Ders Kitabı Cevapları -- Çalışma Kitabı Cevapları